1/4/2007
Gelsin Hayat Bildiği Gibi
| Gelsin Hayat Bildiği Gibi |
|
yenisi gelmez, eline geçmez hele ki değeri hiç bilinmeyen, yürekte varsa sevgiden de ötesi, odan karanlık hep loş, hayatın emri hep koş, bayağı bir bekledim boş, yoksa hep gülerdi insan, hep kalırdı masum, saygıda bir kusur ettiğinde minnetinde değeri yok, kafalarda hesaplar yapılır ve mesafeler konur, fakat bu kalp unutmaz, unutamaz ki zaten, her kalp yıkılır ancak yenisi bulunamaz bir mesken, her anım birini özler, rüyada yolunu gözlediğim, düşünceler ve benliğimle canlanır tüm hatıralarım, bitince yalnızım, gözümü açtığımda kalmışım yanımda ailem ve birde arkadaşlarım.... vakit can almaz ancak can yakar, kazanmak herkes ister, sabır selametimse intikam felaketimdir, hayallerin kurulduğu ve düşlerin yok olmadığı, bu gözlerinse dolduğu, zamanın donduğu bir yerdeyim, düşünceler dumanlı dağlar aynı, gözse puslu, bir bakmışım mesafeler uzun ve tozlu, benimse yol yürür gider bir seyyah olurum, ne paranın bir değeri vardır aslında, ne de şerefle onurun... cebimde yoktu bir kuruş ve Üsküdar�ımın her bir yeri yokuş, vakit hiç geçmemişti, ben hep aynı yerde saydım, kelebekti kalbim, inceden bir perde vardı gözlerimde, hayat bu dile kolay velakin her bir yerine ağrı, hayata karşı dört silahşör hep güler sanmıştım, |
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
1/4/2007
AĞUSTOS ŞİİRİ
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
23/10/2006
BENİM BAYRAM SABAHIM
uçtuda mesken tuttu minarenin seni en sen gören yanını
yanyana koysam acaba sığar mı at meydanına çocuk bayramlarımı
kırmızı tokalarımı bayramlık papuçlarımı
süleymaniyede bir bayrm sabahı uçtu gönül kuşum
tüm çocuk aşklarımın üstünden geçti bilmiş bilmiş
sonra avaz avaz şakıdı siz bittiniz ben varım diye
sonra minarenin o yanına benide aldı...
süleymaniyede bir bayram sabahı aklım sende kaldı...
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı
23/10/2006
SÜLEYMANİYE DE BAYRAM SABAHI
Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
Bir mehabetli sabah oldu Süleymaniye'de
Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
Gecenin bitmeğe yüz tuttuğu andan beridir,
Duyulan gökte kanan, yerde ayak sesleridir.
Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garibe alem bu!..
Hava boydan boya binlerce hayaletle dolu...
Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
O seferlerle acilmiş nice yerlerdendir.
Bu sükunette karıştıkça karanlıkla ışık
Yürüyor, durmadan, insan ve hayalet karışık;
Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
Giriyor, birbiri ardınca, ilahi yapıya.
Tanrının mabedi her bir tarafından doluyor,
Bu saatlerde Suleymaniye tarih oluyor.
Ordu-milletlerin en cok dogusen, en sarpı
Adamış sevdiği Allah’ına bir böyle yapı.
En güzel mabedi olsun diye en son dinin
Budur öz sekli hayal ettiği mimarinin.
Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
Seçmiş İstanbul’un ufkunda bu kutsi tepeyi;
Taşımış harcını gazileri, serdariyle,
Taşı yenmiş nice bin isçisi, mimariyle.
Hur ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
Uhrevi bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
Taam ki geçsin ezeli rahmete ruh orduları..
Bir neferdir bu zafer mabedinin mimari.
Ulu mabede! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
Ben de bir varisin olmakla Buğun mağrurum;
Bir zaman hendeseden abide zannettimdi;
Kubben altında bu cumhura bakarken şimdi,
Senelerden beri rü'yada görüp özlediğim
Cedilerin mağfiret iklimine girmiş gibiyim.
Dili bir, gönlü bir, imanı bir insan yığını
Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
Büyük Allah’ı anarken bir ağızdan herkes
Nice bin dalgalı Tekbir oluyor tek bir ses;
Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!
Gördüm on safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbirci
Ne kadar saf idi siması bu mu'min neferin!
Kimdi? Banisi mi, mimari mi ulvi eserin?
Taam Malazgirt ovasından yürüyen Turkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli,
Çok Büyük bir is görmekle yorulmuş belli;
Hem Büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
Vatanin hem yasayan varisi hem sahibi o,
Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
Hem bu toprakta Buğun, bizde kalan her yerde,
Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.
Karsı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
Çok yakından mı bu sesler, Çok uzaklardan mı?
Üsküdar’dan mı? Hisardan mı? Kavaklardan mı?
Bursa'dan, Konya'dan, İzmir’den, uzaktan uzağa,
Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
Simdi her merhaleden, Taam Beyazid'dan, Van'dan,
Ayni top sesleri birdir geliyor her yandan.
Ne kadar duygulu, engin ve mübarek bu seher!
Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
Dinliyor hepsi Büyük hatiralar ruzgarini,
Caldiran topları ardınca Mohac toplarını.
Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
Kova’dan, Nigbolu'dan, Varna'dan, İstanbul’dan..
Anıyor her biri bir vak'ayi heybetle bu an;
Belgrad'dan mı? Budin, Egri ve Uyvar'dan mı?
Son hudutlarda yücelmiş sıra-dağlardan mı?
Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
Adalar'dan mı? Tunus’san mı, Cezayir'den mı?
Hur ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi
Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;
O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?
Ulu mabede karıştım vatanın birliğine.
Çok şükür Tanrıya, Gördüm, bu saatlerde yine
Yaşayanlarla beraber bulunan ervahı.
Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.
YAHYA KEMAL
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
22/10/2006
FRANSA OLAYI
ile ilgili konuşurken ona sunu söyledim : "Anlamadığım bir sey var:
Biz kimsenin isine karışmazken özellikle Avrupa ülkelerinde
Türkiye hakkında kendi kendilerine kararlar almak gibi bir
alışkanlık var.
Üstelik siz Fransızlar Cezayir'de yaşadıklarınızı unutuyorsunuz,
nasıl olup da bir numaralı demokrasi savunucusu olduğunuzu iddia
ediyorsunuz anlamıyorum "
Bunun üzerine müşterim sordu :
" Fransa'nın sembolü neden horozdur biliyor musun?"
"Neden? " dedim :
Cevabi aynen şöyleydi - hiçbir kelimeyi değiştirmiyorum :
Kendi ayakları bokun içindeyken şarkı söyleyen tek hayvan
horozdur"
da ondan.
Sanırım durumu hiçbir cümle daha iyi özetleyemezdi..
ALINTIDIR
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
21/10/2006
HEY JOE!
Hey Joe! / Murathan Mungan
Biliyorsun sen bunu:
En son duyulan ayak sesleri ve üzerine kapanan demir kapı.
Çıkıyor musun bu sefer, yeniden mi giriyorsun içeri,
anlaşılmıyor şarkıdan,
Anlaşılmıyor Joe!
Gençliğimizin polisiye günleri:
Kendi romanlarımız için ayırdığımız adlar:
Sanki o romanlar sahi de, yaşadıklarımız yalan:
AYNADAKİ ÖLÜ, ZEBRA CİNAYETİ, KANDAKİ TUZ, TİMSAH
SOKAĞI CİNAYETİ, PROFESYONEL KİN, SUÇ BAYRAMI, SUDAKİ
YALAN, BENEKLİ KARANLIK, KUMUN SEYREK ZAMANI, CESEDİ
SU AKARKEN BIRAK KÖPRÜDEN, KAN DURAĞINDA İNECEK
VAR, TEK TABANCA, BAKIMSIZ BAHÇEDE BİRKAÇ ÖLÜ.
Hey Joe!
Orada mısın?
Kapının arkasında mısın?
Her zamanki gibi saklanıyor musun?
Her geldiğinde bir başkası mısın?
Her geldiğinde yaptığın gibi saklanıyor musun hayallerinden?
Orada mısın sahiden?
Işığa çık, buraya gel, bütün oyunlarına varım ben.
Bir şiirimin duvarına asılı kalan
Unuttuğun deri ceketini almaya mı geldin?
Led Zeppelin’in dört yanımda bıraktığın remizlerini?
Beni yatağa bağlayacak mısın yine?
Ağzındaki şarabı ağzıma dökerken
Akşama çocukları da al gel,
Hey Joe!
Sen, ben, Çelik Bilek, Kinova, Dr.No.
Ne kadar kana benziyor kardeşlik
Nabızdaki sızının büyük yemini
Damarlarımızda dolaşan yabancı tadı kendinin kılmak
Ne kadar çok giyersek birbirimizin kazaklarını, montlarını
Birbirimizin teni, kokusu oluyorduk
Önceki zamanlarını kıskanıyorduk birbirimizin; ama belli etmiyorduk
Bir kitaba çalışır gibi çalışıyorduk hayatı
Geleceği birbirimizin geçmişinde arıyorduk
Kendimize geceden bir ülke yapmıştık, ikimizden bir zaman
kundakçı bir dil kullanıyorduk dünyaya karşı
uydurduğumuz sözcükleri bir tek biz anlıyorduk,
okulu kırar gibi hayatı kırıyorduk
Yol için, Keouac, Spanish Caravan, Love Street
Bedenlerimiz için, Kokulu Bahçe!
Ütopyalarımız için, Güneş Ülkesi!
arkadaş evlerinde unutulmuş Siddharta,
yarım ay Birinci paketi,
kalın dumanını araladığımız ot
içimizde Nepal, içimizde Tibet
pencere camlarında arkadaş ıslıkları
Bodrum’da zıpkın yemiş bir yazdan
çıplak yara göğsümüze dizilmiş deniz kabukları
içimizde bir türlü yatışmayan
yaralı hayvan
kendimizi dünyaya çarpa çarpa kırmaya çalıştığımız kabuk
neye küsmüşsek küsmüşüz bir kere, içimizde küs çizgisi
denize benzeyen ya da denizsizliğe
el ele tutuştuğumuzda, bir yazgı gibi avucumuzun içinde
canımdaki ateş olmasa bunca yıl sonra söylemezdim şiirini Joe,
demir parmaklıklar ardında karşı karşıya
tutukluyduk zaten en büyük kalabalıkların ortasında
gitarınla paylaştık derin morluğa geçişin büyük zamanlarını
ne yaşadıysak ince kuyum, ne yazdıysak safkan mürekkep
hem hançer hem hançere
bir yanda baş edemediğimiz marazi bir masumiyet
öte yanda kullanışlı gürültülerin çok amaçlı bilgisi
küs gecelerde sokaklarda sabahlayan çocukların koynundaki uyku,
öfkeli zula lirik donanım: muşta ve muska
neremiz dargındı neyimiz kanıyordu hangi yalanlara
kaybolmamak için geçtiğimiz yollara bıraktığımız toy defterler
şimdi çivi yazısı kadar anısı uzak yabancı imza
neredeysen çık ortaya Joe!
artık geçmişi bağışla
unuttuğum adların gece parklarında kaç kez aldattım seni
ben ihanetle öğrendim sadakati
kaç kez korkunun gözleriyle bakıştım bıçağının yüzünde
artık kimse öldürmez beni!
cebimde buruşuk şiirlerle çaldığım gece kapıları
tehlikeli uyaklarda dolaşıyor yangını önde giden
yangınımız önde gittik
bütün seferlerden
ot kanımıza kımıldadıkça
büyük rüyalarla döndük kıyısız ülkelerden
canımdaki ateş olmasa bunca yıl sonra söylemezdim şiirini Joe!
sınıflar suçla aşılır biliyorsun Joe
suçlu serüvenlerle kazandım geçmişimi, şimdi sınıfsız gövdem
resmi mührü kazıdım kimliğimden
dilim ayaz kelimelerim üşüyor
al göğsünde dinlendir beni
eski günlerin göğsünde,
esmer kızların, sarışın oğlanların göğsünde,
at gitsin hepsini, onlar o günler içindi
sarışın sayfalardaki esmer erkek esrarını at gitsin,
heyecanları çabucak, hevesleri kırılgan, dayanıksız gizleri
kirli gömlekler gibiydi gündeliğin mevsimlik mitolojisi
çok zaman geçti her şeyin, herkesin üstünden
hayat ödünç tenha uzak biz birbirimizin şarkılarının mirasıyız Joe!
Şimdi kaç kişi kaldık,
Göğe bakma durağı’nda el ele tutuştuğumuz gençlikten?
ben yine de bir yola çağırıyorum seni
ister inanç de buna, ister çaresizlikten
Dudaklarımı kanatırdı ıslığın
Hiç unutmadım hiç unutmadım
Ne zaman karanlığa düşsem senin ıslığını çalarım
Sanki rastlantının yedeğinde ilerleyen bir geçitteydik seninle
Kendi yolumuza gidecektik çıktığımızda
bir daha hiç görüşmeyecektik
Çaktırmadan ikimizde yolu uzatıyorduk aslında
Dilimizden önce öğrenmiştik oyunlarımızı,
Karanlığı kullanışlı hâle getirmeyi, sessizliği sessizce yorumlamayı,
hamlesiz ilerlemeyi, durmayı, çekilmeyi, silahları zamanında bırakmayı,
hırpalarken bile öldürücü darbeden uzak durmayı,
hileli kartlardan şiir ve sihir yapmayı,
bir meşini eskitir gibi yıpratmadan eskitmeyi anıları
Kendi nüfusumuza geçirir gibi,
çocukluk fotoğraflarımızı çalmıştık birbirimizin albümünden
Sonra tenime indirdiğin yemin:
sol omuzumda adının baş harfi
mor dövme
tam günah meleğinin durduğu yerde
gölgesi hâlâ düşer yazdığım bazı şiirlere
inzibatlar gündüzümüzün yolunu kestiğinde,
ya da karartma zabitlerinin apoletli saatlerinde
kaç kez suçüstü yakalandık hayatımızın vampirlerine
romanın en heyecanlı yeriydi
birbirimizi ele vermeden ihanet ettik birbirimize
son bir sürprizle değişiyordu olayların gidişi:
kaçıp kurtuluyorduk her seferinde
yanlış kan vermiştik herkese
ruhun ham serinliğiyle ürperen gecenin sateni
kısık ışıklı odaların gölgeli duvarlarında
tütsülerin isine karışan etin, otun deneyimi
eşyaya ve mekâna derinliğini veren sihir
görünür kılıyordu tarihin bütün simgeleri
birlikte inandığımız mucizeleri
elimizin altında Aleaddin’in Sihirli Lambası,
Pandora’nın Kutusu, Define Adası, kayıp ruhlar,
bizden öncekilerin kaybolduğu yollar, hayatlar
geçerek metalin, meşinin, ateşin deneyiminden
ben seni en çok dizlerin titrerken sevdim Joe
yer sarsılıyordu ağzımda bir yanardağ patlarken
gövdeyi aşıyordu varlığımızdaki derinlik
yeniden bedenleniyorduk sanki yaşarken
karşı koyamıyordu sana kardeşlikle bağlanmış bileklerim
meşin kemerinin anısı hâlâ ürpertiyor kalçalarımı
ağzımda unuttuğun erkekliğin sütünü
bak zaman köpürüyor yeniden
tarih geri geliyor
yaşamışlığın bütün şiddetinden
tarih geri geliyor
kalbin bütün yeminleri
son nefeste söylenmesi gereken sözlere azalmışken
Sabahlarım çok yorgun artık, kalınlaşıyor günbatımlarım
hayatımdan yokluğa sızar gibi azalıyor
beklentilerim, sevinçlerim, tahammüllerim, korkularım,ümitlerim;azalıyorum,
serinleşiyor sesim, bakışlarım koyulaşıyor,
ufaldı heyecanlarım, isteklerim kendini bile tutuşturmuyor,
bir tek alkole dayanıklılığım arttı, dalgın bir seyrekliğe benziyor
(sarhoşluğum
bazen denize ya da denizliğe benzetiyorum
kamaşan bir kimsesizlikle hayata küsüyor avuçlarım.
Kendim olmak için verdiğim onca yıldan sonra sıkıldım kendimden; eksildi uzayım; ne zamandır hep bir başkası olarak düşünüyorum kendimi hayal kurarken; artık başka bir fırsatın hayatını yaşamak istiyorum,
Çık saklandığın yerden Joe,
neredeysen çık, ölmek değilse bu, bak kayboluyorum!
yoruldum seni beklerken vakit geçirdiğim dublörlerinden
sana yazdığım
hikayeyi yanlış okuyorlar her seferinde
Ah şimdi Joe burada olsaydı, diyorum. Joe şimdi burada
olacaktı ki diyorum.
Bazen sarhoşken, kalabalığın içinde yüksek sesle söylüyorum
adını, ya da birinin kollarındayken, bazen pencereyi açıp, sokaktan
geçiyormuşsun gibi ardından sesleniyorum, hep başkaları bakıyor
yukarıya. Ben, gülümseyerek, gitti, diyorum, yakalayamadım gitti.
Sahi gittin mi Joe? Yoksa hiç mi olmadın?
Çık saklandığın yerden Joe,
Senin için biriktirdiğim bunca hikayeden birkaç oyun oynayalım
Şarkı seni dışarı uğurladıysa eğer,
Gel eski bir gecenin kapısını çal bende
Fazla bir şey vaat edemem,
bunca hasar görmüş zaferle kimse edemez artık
En fazla, hâlâ şiir yazabilen birkaç kişinin şanlı şizofrenisi
Polis devletlerinde aşk ve karabasan!
Bunlar kaldı bize bütün yaşadıklarımızdan,
kalbimizdeki bombalı pankarta ulaşamasa da
Ailenin, Devletin, Mülkiyetin kollu ve kolsuz kuvvetleri,
uyku diye uyuduğumuz karartma geceleri
Neredeysen firar et, gel, hâlâ göğsümde mırıldanan
çocukluğunu anlat bana
Hayatın kovduğu ölümün geri çevirdiği
ne varsa yüzünde
usul usul uykuna karışırken
birlikte ölümden döndüğüm biri gibi seyredeyim seni
Bütün bunları, hazin bir kayıplar öyküsüne, kendine acımaya
dönüştürmeden, ağır, başlı, yalın bir ödeşmeyle kapatalım istersen:
Hiçbir yolculuk eskisi gibi değil ama, belki bu sefer sahiden
gidebiliriz bir yerlere,
Hayatımızın bu yeni döneminde, Hey Joe! demem sana artık, başka bir şarkı buluruz kendimize... Şimdilerde yeni gözdem: Prodigy. Eski kundakçı günlerimizin anısına da uygun düşer hem: Firestarter, diye anarım seni istersen.
Ama söyledim ya:
Çıkıyor musun, yoksa yeniden mi giriyorsun içeri,
anlaşılmıyor şarkıdan Joe!
En iyisi gel, geri al kurumuş dudaklarımdan ıslığını
karanlığa artık alıştım ben
Hayata kaptırdıklarımdan daha çok kurtardıklarım
Kan durağında inecek var! Kandaki tuz kavurdu dudaklarımı,
Tek tabancayım! Suç bayramındayım! Timsah sokağındayım! Bak
buradayım!
Ya, sen neredesin Joe?
Çık ortaya saklandığın yerden!
Yoruldum, azaldım beklemekten.
Bazen düşünüyorum da!
Var mıydın sahiden, yoksa bir şarkının anısı mı uydurdu seni?
Hiçbir şey benzemiyor değil mi, şimdi geçmişten daha çok bizim
olan gençliğimize?
Bilmem ki, karşılaşsak bile birbirimizi hatırlayabilir miyiz yeniden?
İkimiz de artık bir başkasıyken,
Gene de sen bilirsin Joe, sen bilirsin,
Öyle iyiydi, bir düşün istersen.
1995-1997
murathan
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı
20/10/2006
cepWAP.net MUTLAKA girin
internette cep telefonlarıyla ilgili bilgilere hep dağınık olarak ulaşıyorduk.
Cep telefonu modeli arayacağımız zaman ayrı arama yapıyoruz ,fiyatını
öğrenmek istediğimiz zaman ayrı arama yapıyoruz.cep telefonu programlarını
öğrenmek için ayrı arama yapıyor.
GEÇEN BİR FORUM SİTESİNE GİRDİM.Cep telefonuyla ilgili ardığınız bütün
bilgilerle ilgili ayrı bir başlık atılmış.Her marka cep telefonu,her servisle ilgili,
her türlü satış yöntemiyle ilgili ayrı ayrı başlıklar oluşturulmuş.Güzel paylaşımlar
ortaya çıkıyor.
Ayrıca site yönetimi her türlü fikre ve yeniliğe açık ve tamamen insanların
yararına birşeyler yapmayı hedef almış ve bu işi zevk için yapıyorlar.
Bana kalırsa girin bir bakın ve mutlaka birşeyler yazın derim.
Çünkü burada ki amaç az da olsa doğru bilgiyi insanların yararına sunmak...
Az da olsa doğru bilgiyi insanlarla paylaşmak...
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
13/10/2006
istanbula aslan gelecek
kadıköy vapuru sensiz kalkmıyor artık
güneş batmıyor çamlıcada
kızkulesi salacaktan görünmüyor
istanbulda bir kargaşa sorma
ortaköy camiinde selalar veriliyor
göklerde kıyamet
kalabalık ve yalnız yine istiklal
uğursuz bağırıyor deccal
istanbuldan gitti aslan
bir maçka parkı yeşil-yerinde
dolmabahçeye bakan yanında çiçekler açmış
nasıl günlük-güneşlik sorma
gelişine hazır dünden
o almış müjdeyi meğer
istanbula aslan gelecek
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (2) | Yorum yaz! | Bağlantı
4/10/2006
KASADAKİ KIZ

Günün birinde yazdıklarımdan bir perde çekeceğim hayatıma.
Herkes kâğıt üstüne yazılanları benim hayatım sanacak,
ben de hayatımı saklamış olacağım böylelikle.
Saklanmanın en iyi yolu fazla görünmektir, biliyor musun?
Herkes seni gördüğünü sanır, sen de rahat edersin.
Kasada oturan kız gibi!
Herkes kasadaki kızı görür, ama kimse tanımaz MURATHAN
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (yok) | Yorum yaz! | Bağlantı
18/8/2006
SENİ BEKLİYORUZ

artık dublörlerinde kesmiyor beni
gel istiyorum kal istiyorum :)
gelişini bekliyorum gürül gürül
yüzümde bir sevimlilik bir sevimlilik
sorma :)
seni bekliyoruz
ben ve
içimdeki aşkımsıtrak yaratık:)
önce aşk geldi şimdi...
durduk oturduk seni bekliyoruz
gel istiyoruz kal istiyoruz :)
Kategori: (Belirtilmemiş) | Yorum (1) | Yorum yaz! | Bağlantı